24 Nisan 2009 Cuma

Nadir Sarıbacak ile söyleşi (TARAF Pazar/26.04.2009)


Uzak İhtimal ilklerin filmi… Yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun’un ilk filmi ve Rotterdam Film Festivali’ne giden, gitmekle de kalmayıp oradan Tiger ödülüyle dönen ilk Türk film olmasıyla şimdiden Türk sinema tarihine geçti Uzak İhtimal.
Bu başarı yağmurundan Nadir Sarıbacak da nasibini aldı, filmdeki müezzin Musa rolüyle hem yeteneğini kanıtladı hem de 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi’nin seçtiği "En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü. Bu başarısıyla bundan sonra yapacakları hakkında ipuçları veren Nadir Sarıbacak ile konuştuk.

Uzak İhtimal ilk başrol oynadığınız film ve bu filmdeki rolünüzle En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görüldünüz…
Evet, her şeyin bu kadar çabuk olması beni de heyecanlandırdı. Tabii bir geçmişim var tiyatroda ama ilk başrol ve ardından ilk ödül. Sırtımdaki sorumluluğu iki katına çıkardı, insan olarak, vazife olarak. Bir yandan o sorumluluğun ağırlığını hissediyorum, bir yandan da keyfini çıkarıyorum.

Uzak İhtimal projesi nasıl oluştu?
Şebnem Sönmez’in referansıyla Mahmut Abi’yle tanıştık. Ben oyuncu seçmelerinde çok başarılı değilim. Terliyorum, elim ayağım oynamaya başlıyor. Yönetmende böyle oyuncu olur mu diyor, ben de olur diyorum. Önce bir kararsız kaldı Mahmut Abi. Sonra Harika Uygur bir audition daha yaptı. Birkaç görüşme sonunda bende karar kıldı. Mahmut Abi’nin ilk filminde, başrolü tanınmamış bir oyuncuya teslim etmesi önemli. Ben de bu güven için ona müteşekkirim.

Uzak İhtimal bir İstanbul filmi… Bir yanda bir müezzin var, bir yanda da bir rahibe adayı ve müezzinin rahibeye olan platonik aşkı.
Evet, buna platonik aşk diyebiliriz. Aslına bakarsan söylenmemiş bir aşk hikâyesi bu. Bu filmin beni heyecanlandıran yanı bu, söylenememiş bir şey yani. Hepimizin hayatında az çok vardır, çoğumuz yaşamışızdır. Bunun için müezzin olmaya da gerek yok. Söylenemediği zaman, ulaşılamadığı zaman daha bir yoğun oluyor ya, ben o yoğunluğu çok sevdim Musa’da. Bunu anlatmak ve oynamak istedim.

Peki, bir din adamını oynamak nasıldı? Zor muydu?
Karakteri oluştururken din adamı yönüyle hiç bakmadım. Daha çok Anadolu’dan gelmiş bir insan, İstanbul’a geliyor. Herhangi bir meslekten olabilirdi bu, ya da mesleği olmayan birisi olabilirdi. Şöyle düşünelim, din adamı olarak değil de, Anadolu’dan gelmiş bir insan, güzel bir kadını görse ve o kadın ona selam verse, tebessüm etse ve bu adam da birden kendini ona kaptırsa ne olur? Güzel bir kadın, onu görüyor ve âşık oluyor. Bu kadar. Aşk çok insani bir şey, dinin de önüne geçebilir.

İfade etseydi de çok olabilecek bir şey değildi çünkü Musa’nın karşısındaki bir rahibe adayı…
Ama Musa onu düşünmüyor. Sonuçta bizi hep umutlar var ediyor. Belki ifade edememesinin sebebi odur ama hep hayallerimiz vardır. Olacak dersin, bir gün olacak. Bak bana tebessüm etti dersin, en küçük hareketini bile, eğer gerçekten çok ciddi bir aşk yaşıyorsan, seni düşündüğü için yapıyor sanırsın. Hâlbuki kadın selam vermiştir. Onu bile içine derinlik katarak anlar âşık olan insan. İnsan aklının nasıl çalıştığını bilmiyoruz ki. Aşk başladığı zaman kafa karışıyor yani sarhoş gibi oluyorsun. İnsan saçmalayabiliyor, Musa’nın da biraz öyle…

Biraz kendinizden bahsetseniz…
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Türkçe öğretmenliğini bitirdim…Okul bittikten sonra iki yıl İstanbul’da öğretmenlik yaptım. Sonra Avcılar Belediye Tiyatrosu’nda çalıştım. Zaten İstanbul’a geliş amacım bir tiyatro bölümüne girmekti. Sonra öğretmenlikten istifa edip Akademi İstanbul’a girdim. Orada Işıl Kasapoğlu’yla tanıştım. Üç yıl Akademi’de okudum.Mezun olunca Bahçeşehir Üniversitesi’nde oyunculuk yüksek lisansı yaptım. Çetin Sarıkartal gibi bir hocayla tanıştım ve ders aldım. Bu süre içerisinde de hep Semaver Kumpanya’daydım. Şimdi de Semaver Kumpanya’da devam ediyorum.

Semaver Kumpanya benim okulum diyorsunuz.
Evet, orası benim okulum. Semaver Kumpanya’yı seviyorum. İyi ki İstanbul’a gelmişim ve Işıl Kasapoğlu ile tanışmışım. Çünkü o insan bir yer açtı. Gençleri aldı ve bir yönüyle bir hareket başlattı. En taze, en enerjik insanlar bir araya geldi ve bir hikâye anlattılar. Işıl Hoca’nın dilini seviyorum ve bir ‘derdi’ olmasını seviyorum. Bu çok önemli. İnsanın her şeyden önce bir hikâyesi, bir sözü olmalı. Sanatın bu yönünü seviyorum. İşte Semaver Kumpanya da öyle bir tiyatro. Hep bir hikâyesi, bir sözü var ve o sözün üzerine oyun yapıyor. O yüzden Semaver kumpanya’dayım. Ödül alırken de Semaver Kumpanya’daki arkadaşlarıma teşekkür ettim. Benim için çok önemliler. Uzun süredir onlarla çalışıyorum. Onların her birinden başka başka şeyler öğrendim.

Neler yapıyorsunuz orada?
Atölye yapıyoruz. Kendi aramızda tartışıyoruz. Kendimizi geliştiriyoruz. Birbirimizi şevklendiriyoruz. Okulun eksik kalan taraflarını orada tamamlıyoruz, gelişiyoruz, büyüyoruz. 90 yıl yaşasak da her gün yeni bir şeyler öğreneceğiz mesleğimizle ilgili. İşte Semaver bir fabrika, bir atölye. O atölyede bizler işleniyoruz. Eğer sinemada yapıyorsam, tabi büyük konuşmamak lazım hep böyle sözü olan, bir hikâyesi olan, derdi olan işler yapmak istiyorum.

Hali hazırda Semaver Kumpanya’da ne sahneleniyor?
Üç yeni oyun var. Birisi İnfazcı, Tansu Biçer oynadı, diğeri Resm-i Geçit Öyküm Elif Erdoğan ile beraber oynadık, Serkan Keskin de yönetti. Bir de Brecht’in Cesaret Ana ve Çocukları’nı yaptık. Bu arada Murtaza devam ediyor. Tiyatroyla aynı ismi taşıyan Sait Faik’in öykülerini oyunlaştırdık. Gelecek yıl da başka projelerimiz var.

Pekiyi bundan sonra tiyatro mu sinema mı?
İkisi de bir arada gidecek. Tiyatro hep olacak hayatımda. O başka benim için. Sinema da gerçekten sevdiğim bir hikâye olursa elbette ki olacak.

Takip ettiğiniz yönetmenler kimler?
Ben Tim Burton’ı çok seviyorum. Fantastik sinemayı seviyorum.

Yakında ne tür projeler var?
Televizyonda bir sit-com’da rol alacağım. Bunu da heyecanla bekliyorum.

Başka kimler var?
Hiç bilmiyorum. Ama böyle bir proje var. Ben de görüşmelere devam ediyorum.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder