8 Haziran 2009 Pazartesi

Wim Wenders: Bundan böyle korku filmi çekeceğim! (TARAFPazar/07.06.2009)


Çeviren: Berfin Varışlı


Finn, dünyaca ünlü bir fotoğrafçıdır. Sürekli müzik dinlediği için kulağından hiç çıkarmadığı kulaklığı ile yaşayan Finn, bir süre sonra hayatının anlamsızlığını fark eder ve her şeyi arkada bırakıp uzaklaşmak ister. Yıllardır yaşadığı Düsseldorf’tan ayrılıp, Sicilya’nın başkenti Palermo’ya gider. Bu kaçışın hayatını alt üst edeceğini çok sonradan anlayacaktır. Şehir merkezinde gerçekleştirdiği bir fotoğraf çekim esnasında cehennemin içinden geçen gerçekdışı bir seyahat yaşayan Finn, bu gerçekdışı seyahati sırasında Flavia adında, güzel ve gizemli bir melekle tanışır. Flavia, Finn’in en büyük korkusuyla karşılaşmasına yardımcı olacaktır, Bu korku, ölümün ta kendisidir.


Palermo’da Yüzleşme’nin oyuncu kadrosu da hayli ilginç. Almanya’nın en ünlü rock gruplarından biri olan Ölü Pantolonlar’ın (Die Toten Hosen) çekici bir o kadar da asi solisti Campino, tüm dünyaya ün salmış, gittiği yerde rock star gibi karşılanan fotoğraf sanatçısı Finn rolünde karşımıza çıkarken, Campino’nun Palermo’da karşılaştığı ve gerçek aşkı bulduğu Flavia adındaki melek rolünü ise Türk seyircisinin Ferzan Özpetek’in filmlerinden tanıdığı İtalyan oyuncu Giovanna Mezzogiorno üstleniyor. Filmde rol alan diğer oyuncular ise Wenders’ın birçok filminde rol alan yakın dostu Dennis Hopper, ünlü rock şarkıcısı Patti Smith, Alman aktör Gerhard Gutberlet, ve Inga Busch.


Usta yönetmen Wim Wenders’ın Palermo’da yüzleşme adlı filmiyle ilgili geçen sene Cannes Film Festivali’nde www.hollywoodindustry.com internet sitesine verdiği röportajı yayınlıyoruz.


Palermo’da Yüzleşme’yi Cannes Film Festivali’ne yetiştirmek için büyük çaba harcadığınızı biliyorum. Bu süreci anlatır mısınız?


Filmin son rötuşlarını pazartesi gecesi tamamladım ve en son halini çarşamba günü Cannes’a gönderdim. Film cumartesi günü gösterildi. Bu kargaşa içerisinde biraz stresli günler geçirdim. Ama biz geç kalacağımızı çok önceden biliyorduk. Zaten filmin festivalin sonunda gösterilme nedeni de budur. İlk başlarda birçok aksilikle karşılaştık ancak bunların üstesinden kolayca geldik. Festivalin açılışını televizyonda izlediğimizde biz daha filmimizin mixini yapıyorduk. Zamanımız gittikçe daralıyordu ve içinde bulunduğumuz durum heyecan vericiydi. Ama biz filmi yetiştireceğimize inandık ve çok çalıştık. Sonunda başardık.


Palermo’da Yüzleşme, 15 yıl önce kamera arkasına geçtiğiniz Ne Kadar Uzaksa O Kadar Yakın’dan bu yana Almanya’da çektiğiniz ilk film. Üstelik Palermo’da Yüzleşme’yi doğduğunuz şehir Düsseldorf’ta çektiniz. Sizi geriye götüren nedir?


Evet, çocukluk yıllarımda çektiğim Super 8 filmi dışında Düsseldorf’ta hiç film çekmemiştim. Palermo’da Yüzleşme’yi Düsseldorf’ta çekmemin en büyük nedeni başrol oyuncusu Campino’dur. Campino gerçek anlamda bir Düsseldorf’lu ve hali hazırda Düsseldorf’ta yaşayan gerçek bir yerel kahraman. Fotoğraf sanatçısı Finn’i oynayacak aktörün özellikle Düsseldorf’lu olmasını istedim çünkü Düsseldorf, Almanya’nın önde gelen modern fotoğraf sanatçılarının çoğunun doğup büyüdüğü bir şehir. Aynı zamanda Düsseldorf ekolü İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan fotoğraf ekollerinin en büyüğüdür. Bu nedenle benim fotoğraf sanatçısı kahramanım Düsseldorf’lu olmalıydı.


Campino’nun solistliğini yaptığı, Almanya’nın en büyük rock grubu olan ve şu sıralar Avrupa’yı kasıp kavuran Ölü Pantolonlar’ın (The Toten Hosen) bütün üyeleri Düsseldorf’ta doğup büyümüş.


Aslına bakarsanız ben hikâyeyi Campino için yazdım. Campino’yu önceden bir klip çekimi sırasında tanımıştım. Hikâyeyi yazarken aklımın bir köşesinde onun profesyonel bir aktör olmadığı düşüncesini bulundurmaya gayret gösterdim. Filme başladıktan çok sonra ondaki oyunculuk yeteneğinin farkına vardım. Film bittikten sonra geriye baktığımda çok doğru bir karar verdiğimi anladım. Filmden önce kimse onun oyunculuk yeteneğinin farkında değildi. Ama bence artık Campino profesyonel bir aktör.


Dediğim gibi Campino, benim için o filmdeki fotoğrafçıyı oynayabilecek tek oyuncuydu. Ve ben onun filme esrarengiz bir şeyler katacağını biliyordum.


Mekân ve mimari, filmlerinizde her zaman büyük rol oynadı. Doğduğunuz şehirde fotoğraf çekmek nasıl bir duygu?


Çok iyi bildiğiniz bir yerde film çekmek zordur. En iyi bildiğiniz yerdir sizi en çok zorlayan. İşte bu yüzden ben film çekmek için genellikle daha önce hiç bilmediğim, görmediğim yerlere giderim, San Francisco, Lizbon, Tokyo ve Palermo gibi. Benim teorime göre, bu size yanlış gelebilir, bir yabancı olarak orada yaşayan birinin bildiğinden daha güzel yerler görüp keşfedebilirsiniz. Kalbinize yakın olan bir şeyi görmek çok zordur. Örneğin çocukluğunu Ren nehri kıyısında geçiren birini düşünün. 50 yıl sonra tekrar oraya gittiğinde Ren nehrini çocukluğundan ayrı düşünmesi nehri çocukluğunu anımsamadan görmesi mümkün değildir. Bu nedenle ben hiç kendi doğduğum şehirde, Düsseldorf’ta film yapmak istemedim. Ben yalnızca fotoğraf ile ilgili; çağdaş fotoğraf sanatçılarının karşı karşıya kaldığı sorular ve sorunlar ile ilgili bir film çekmek istedim. Filmi çektim ve gördüm ki fotoğrafçıların en çok karşılaştıkları, onları en çok zorlayan sorun gerçeklik sorunu. Sanırım, fotoğrafçılıktan başka gerçeklik sorunuyla bu denli haşır neşir olan,bu konuda kafa yoran başka bir meslek yoktur.


Palermo’da Yüzleşme bir korku filmi. Siz filmlerinizde türün gereği neyse onu yapan bir yönetmensiniz.


Genellikle türe göre hareket ettiğim doğrudur. Özellikle korku filmi çekeceğim için Palermo’da Yüzleşme’de bu yolu seçtim. 1977 yılında tamamladığım Amerikalı Arkadaş/American Friend ve ondan 20 sene sonra yaptığım Şiddetin Sonu/The End of Violence’da da bunu görmek mümkün. Korku filmi türünde daha önce hiç film yapmadım. Bu anlamda Palermo’da Yüzleşme bir ilktir. Aslına bakarsanız Palermo’da Yüzleşme tam da korku türünün sınırları içinde yer alan bir film değil. Türünün tüm özelliklerini yansıtmıyor.


Film yaparken türün sınırları içinde durabilmek çok zordur. Sınırları aşmadan film çeken yönetmenleri oldum olası kıskanmışımdır. Ben maalesef bunu başaramıyorum çünkü o disipline sahip değilim. Türler konusunda sevdiğim tek şey, izleyicinin beklentileriyle oynamak ve var olan kuralları hiçe saymaktır.


Bana göre türler komik şeylerdir. Türler cennet de olabilir cehennem de. Türler sadece fikirlerinizi toplamıza ve onları bir hedefe kanalize etmeye yardımcı olur, seyirciye rehberlik etmeye yarar. Ancak yönetmene anlatmak istediği konuyla ilgili hiçbir yardımda bulunmazlar. Başka başka hikâyeler anlatmaya kalksanız öfkelenirler çünkü onların sınırları vardır ve o sınırın dışına çıkmanızı hoş karşılamazlar. Bu yüzden benim durumumda olan bir yönetmenin işi çok zordur. Çünkü ben türlü türlü hikâyeler anlatmak isteyen biriyim.


Size şunu söyleyebilirim, bundan sonra çekeceğim film bir tür filmi olacak, bir korku filmi. Filmin adını Miso Soup olarak düşünüyorum. Çok ünlü bir Japon romanından uyarlanan bir film olacak bu film. Başrol için Willem Dafoe’yu düşünüyorum. Çekimleri Tokyo’da gerçekleştireceğiz. Ve sizi temin ederim bu film çok heyecanlı olacak. Film hakkında şimdilik başka bir şey söylemem mümkün değil.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder