11 Temmuz 2009 Cumartesi

GENÇ BİR USTADAN YEPYENİ BİR KİTAP:Horasan’dan bir elyazması (TarafPazar/07.07.2009)




Son dönem Türk edebiyatının en üretken yazarlarından Ali Teoman, Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan yeni öykü kitabı Horasan Elyazması’yla okuru yarattığı masalsı dünyanın içine çekiyor

Öykü, Paris’te okuyan bir doktora öğrencisinin Bibliotheque Nationale’de tesadüfen rastladığı bir Horasan elyazmasının sayfalarını çevirmesiyle başlıyor. Adını bilmediğimiz bu öğrenci, adını bilemediği bir saltanat tarihçisi, vakanüvis, tarafından 16. yüzyılda kaleme alınmış bu belgeyi okudukça dehşete düşüyor. Horasan sultanı ve kızının başından geçen bu hikâyenin başlangıcı kısaca şöyle; “Bir gün sultanın bir kız bir de erkek olmak üzere ikiz çocukları olur. Bu doğum bütün ülkede büyük bir sevinçle karşılanır, çünkü sultanın yaşı ilerlemesine karşın, o güne dek çocuğu olmamıştır. Çocukları doğuran cariyenin doğum sırasında ölmüş oluşu bile bu mutluluğa gölge düşüremez.” Derken sultan, emrinde çalışan üç müneccimin kehanetleriyle yıkılır. Müneccimler ikizlerden kız olanın 18’ine bastığında aileden bir erkeğin çocuğunu doğuracağını, doğan çocuğun sakat olacağını ve bu olayın “ilk olarak sultanın ve ailesinin ölümüne ardından da tüm ülkenin üzerine eşi benzeri görülmedik bir felaket çökmesine” neden olacağını padişaha bildirir.
Müneccimlere, bu kehanetin nasıl ortadan kaldırılabileceğini soran sultan müneccimlerden “kızını öldür!” cevabını alır ancak buna gönlü razı olmaz. Sonunda çareyi küçük kızını dış dünyadan tamamen koparacak, “ömür boyu herkesten uzak yaşayacağı bir hapishaneye” kapatmakta bulur.
Ali Teoman’ın 12 öyküden oluşan Horasan Elyazması kitabına adını veren Horasan Elyazması adlı öyküsü burada son bulmuyor elbette. Onun öykülerinde sıkça rastladığımız merak duygusunu ziyadesiyle yaşatan üslubu bu öyküde de karşımıza çıkıyor. Gözlerimiz satırlarda gezinirken şaşırıyor, beklenmedik olay örgüleriyle sarsılıyor ve son cümleye nasıl geldiğini anlamadan aklımızda beliren kocaman soru işaretleriyle kitabın kapağını kapatıyoruz. Neden sonra tıpkı öykünün başkahramanı gibi öykü tekrar zihnimizi kurcalamaya başlıyor. Masalsı anlatımı, öyküleri ve romanlarıyla Teoman, okuru gerçekten koparıp bir düşün içine sürüklüyor. Kitabın ilk öyküsü Asmalımescit‘te de bu üsluba rastlıyoruz, Yumarak Bak Gözlerini‘de de…
Onun öyküleri çözmesi zor, bir o kadar da zevkli bir bilmeceyi hatırlatıyor insana. Elinizden bırakamadığınız, çözemedikçe çocuksu bir hırsa kapıldığınız bilmeceler gibi öyküye tutkuyla bağlanıyorsunuz. Yerli yerinde başvurduğu kimi zaman sert kimi zaman yumuşak kelime oyunlarıyla bir kez okunup tüketilecek, bir kenara atılacak kitaplar değil onunkiler. Okurla samimi bir bağ kuran, edebiyatın felsefeyle flört ettiği sürükleyici öykülerin yer aldığı üzerine düşünmeye değer kitaplar.
NURTEN AY DİYE BİRİ
Takvimlerin 14 Mart 1991’i işaret ettiği perşembe günü Türk yazın dünyası, daha önce adını hiç duymadığı Nurten Ay adında bir yazarın Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görmesiyle şaşkına döner. Ödül Adnan Özyalçıner’in Cambazlar Savaşı Yitirdi ile 30 yaşındaki genç ve ‘meçhul’ yazar Ay’ın Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı adlı kitaplarına verilmişti. Nurten Ay ödül törenine katılır ve böylece kafalardaki soru işareti biraz olsun silinir. O gecenin ardından dönemin yüksek tirajlı gazetelerinde Nurten Ay’ın boy boy fotoğrafları, röportajları yayımlanır. Türk edebiyatı yeni bir isim
kazanmıştır artık ve Nurten Ay herkesin tanıdığı genç bir yazar olarak ünlenir, imza günlerine katılır, kitaplarını imzalar, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri Ay’ın öykülerini tam sayfa tefrika eder. Bunu Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı‘nın Simavi Yayınları öykü dizisinin birinci kitabı olması izler. Ancak Nurten Ay’ın edebiyat serüveni burada son bulur. 1991’de yaptığı çıkışın ardından sesi soluğu çıkmaz genç yazarın ve “Nurten Ay’ın arkasında bilinen yazarlardan biri olabilir miydi?” sorusu kafaları kurcalamaya devam eder ta ki 2007 yılında Ali Teoman gerçeği açıklayana kadar. Ödülü almasının ardından 17 yıl geçmiştir ve Teoman bu muzip oyuna bir son verir. Nurten Ay diye biri vardır evet, ancak o bir yazar değil, özel bir şirkette sekreterlik yapan genç bir hanımdır. 1961 Tunceli doğumlu bu hanımdan bir daha haber alınamaz.
80’lerin sonlarına doğru öyküler yazmaya başlar Ali Teoman. Asıl mesleği olan mimarlığa yazıya daha fazla zaman ayırabilmek için ara verir. Teoman geçen sene Musa İğrek’le yaptığı bir söyleşisinde sırtını döndüğü mimarlığıyla ilgili şunları söyler; “On beş yıldır mimarlık yapmıyorum. Ama mimarlık okumuş olmaktan şikâyetçi değilim. Çünkü yazarlığımı etkilediği gibi hayata bakışımı da değiştirdi. Mimarlık hayatla çok iç içe bir meslek. Benim bugün olduğum kişi olmamı sağladı.”
Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı‘nın ardından 1993 yılında kaleme aldığı İnsansız Konağın İkonu adlı öyküsü 1992 Milliyet Öykü Ödülü Yarışması’nda ikinciliğe değer bulunur. Akıcı, renkli ve eğlenceli diliyle hafızalara kazınmıştır bir kere ve okurlar yeni öykülerini hatta romanlarını beklemektedir. Ali Teoman da okurlarını merakta bırakmaz ve ödülün ertesi yılı öyküyle aynı adı taşıyan kitabıyla tekrar “merhaba” der. İnsansız Konağın İkonu’nu Pervaneler (1998) izler, Pervaneler‘i de ilk romanı olan Uykuda Çocuk Ölümleri (2002). Doğu ve Batı’nın, modernle gelenekselin biraraya geldiği ve birbirine çok yakıştığı bu romanla Ali Teoman sadece öyküde değil romanda da yücelir. İkinci romanını kaleme almak için çok beklemez ve 2005’te Bir Garip Cindi Zümrüdüanka yayımlanır. Mizahi ve ironik yaklaşımıyla Teoman farklı bir tat yakalar. Öyle ki romanın kimi sayfalarında okuruyla aracısız konuşur; “Bak seninle anlaşalım. Bu yazdıklarımı sadece senin için yazıyorum. Sana değil yanlış anlama, senin için…” Romanda kahramanların ağzından eksik olmayan argo romana ayrı bir renk katar.
“Öykünün görevi, soruları sormaktır, yanıtları bulmaya çalışmak değil” diyerek öykünün işlevini tanımlayan Ali Teoman, dokuz öyküsünü bir araya getirdiği beşinci öykü kitabı olan Aşk Yaşamak Çok Uçuk (2005) ve üçüncü romanı Karadelik Güncesi (2007) ile adından bahsettirir. Teoman’ın öykülerinin başkahramanı “ironi” bu kitapta da kendini hissettirir. Teoman, yine farklı kurgu ve yazım tekniğiyle okuyucuda uyandırdığı iflah olmaz merak duygusuyla fark yaratır.
Ve Eşikte… Geçen sene raflardaki yerini alan Eşikte’yle Ali Teoman, rahat anlaşılır/okunur, apaçık diliyle okuyucuyu deyim yerindeyse uyanık tutar. Yazar, 90’lı yılların başında yazmaya başladığı ilk roman denemesi olan Eşikte‘yi geçen sene yayımlatma kararı alır. Bir söyleşisinde “tamamlamadığım bir şeydi bu” dediği Eşikte‘yi tamamlayıp yayımlatma fikrini Teoman şu sözlerle dile getiriyor: “Eski projelere döndüm, romanı tekrar ele aldım. Kestim, biçtim, yayına hazır hale getirdim. Bir eserin eğer bir değeri olduğunu düşünüyorsanız ona tekrar dönersiniz. Aklımın bir köşesinde vardı günün birinde bu romanı yeniden ele almak. O zaman geldi, romanı yeniden ele aldım ve yayımladım. Hani bir işi tamamlamazsınız, o sizi rahatsız eder ya, onun gibi bir şey.”

BERFİN VARIŞLI