24 Mart 2010 Çarşamba

RUHUN GÖÇÜ NE YÖNE?




















Reenkarnasyona inanır mısınız? Oyuncu Canan Ergüder, kendisini farklı hayatlarda, farklı kimliklerde hayal etmeyi seviyor. Gezgin ruhunun, birbirinden farklı altı limana uğradığını düşünüyor. Onunla birlikte bu limanlara yol aldık; karşımıza çıkan karakterler sizi de şaşırtacak.

“Yeniden yaşamak… Eminim ki gerçekten böyle bir şey var; bu, ölüden çıkan bir yaşam.” Platon, bundan 2 bin 500 yüz yıl önce böyle dediğinde reenkarnasyonun bu kadar kafa karıştırıcı olduğunu düşünmüş müydü bilinmez; ama birçok filme ve kitaba konu olan reenkarnasyon, cevabı bulunamayan ama hissedilen bir soru gibi bellekleri kemirmeye devam ediyor. Kimimiz ölümden sonra yaşama inanıyoruz ve hatta bu düşünce bize çok çekici geliyor; kimimiz de bunun safsata olduğunu düşünüp burun kıvırıyoruz. Canan Ergüder, ilk gruba girenlerden. Daha önce de yaşamış olma fikri onu cezbediyor. Asi ruhu bir padişahta, uysal tarafı bir geyşanınkinde ortaya çıkmış olabilir. Eminiz hepiniz, inanmasanız da, önceki hayatınızda kim olduğunuzu hayal etmişsinizdir. Ergüder, hayal etmekle kalmadı; onların kılığına girip, Mehmet Turgut’un objektifinin karşısına geçti.
“NE ZAMAN BİR SAVAŞ FİLMİ İZLESEM…
“Marie Antoinette bana her zaman ilginç gelmiştir. Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilir? Nedeni şu herhalde; Marie Antoinette, 14 yaşında Fransa kraliçesi oluyor. Bu, o yaşta bir çocuk için inanılmaz bir yük.”“Asla kötü bir karakteri canlandırmayacağım” dedi ama söz konusu Marie Antoinette olunca, bu kararından vazgeçti Canan Ergüder. “O bir kraliçe! Dünya tarihine bakınca inanılmaz sükse yaratmış bir insan!” diyerek anlattı onu canlandırma nedenini. Reenkarnasyona inanıyor ama “Bundan önceki hayatımda kraliçeydim” diyen kadınlara bıyık altından gülüyor. Belli ki pek çok kadının, asil bir ruha sahip olduğunu sanması ona eğlenceli geliyor. Ve içindeki mücadeleci ruh ortaya çıkıyor: “Ben kraliçe filan değildim ama kesinlikle bir kadındım ve kesinlikle savaşı deneyimlemiş bir kadındım. Ne zaman bir savaş filmi izlesem bunu hissediyorum.”

“TARİHİN EN GÜZEL MEDUSA’SI”
Su yeşili gözleri en büyük kozu ve o bu kozu çok iyi kullanıyor. Canan Ergüder, gözleriyle konuşanlardan. Birçoklarının gözündeki sert kadın imajı o konuşmaya başlar başlamaz kayboluyor. “Yüz hatlarımda sertlik var, bunun farkındayım.” Kötü kadın imajından sıkılmış. “Benden cadı fotoğrafı bekleme!” diyor. Cadı değil ama yılan saçlı dişi canavar oluveriyor. “Aslına bakarsan Medusa başlangıçta kötü bir karakter değil. Athena onu kıskanç yapan. Bir anlamda kadersiz. Ben de bu yüzden onu seçtim.” Mehmet Turgut’un dediği gibi; “İşte! Tarihin en güzel Medusa’sı!”
DOĞUŞTAN HELEN
“Helen olmalıyım bir de! Paris’in aşkı Helen! Truva Savaşı’nın nedeni Helen! Hem, yüzüm de, rengim de uygun buna!” Birlikte gittiğimiz kostüm mağazasında kapıdan içeri girer girmez o bembeyaz kostümü gösteriyor Canan Ergüder. Soyunma odasına gidiyor, birden Helen oluyor. Altın rengi yapraklardan yapılmış tacı da takınca kostüm tamamlanıyor. Çekim günü makyaj ve saç için en az uğraşılan karakter de zaten Helen’di. Canan Ergüder’in Truvalı Helen olması için, bir beyaz elbise, bir de altın rengi taç yeterliymiş demek!
YEŞİL GÖZLÜ GEYŞA
Yeşil gözlü geyşa olur mu? Kahverengi lens taksak belki. Ya da photoshop’la değiştirsek göz rengini? Bu karakterin Helen’den daha çok uğraştıracağı kesindi. Öyle de oldu. “Neden yeşil gözlü geyşa olmasın? Hem farklı bir şeyler yapmak istemiyor muyuz? Bizim geyşamız da yeşil gözlü olsun. Makyajla hemen değişirim ben merak etme!”. Canan Ergüder yoğun uğraşlar (üst üste üç peruk, beyaz pudra ve uzun süren makyajla) sonunda istediği gibi bir geyşa oluverdi. “Bu karaktere girmeyi çok istedim; çünkü bu çok farklı bir kültür. Toplumda geyşaların fahişe olduğu yönünde yanlış bir kanı var. Onlar fahişe değil!”

“BENDEN YAVUZ OLUR”
Farklı bir karaktere bürünmek istiyor Canan Ergüder. “Neden bir erkek olmasın listede, mesela bir padişah! Hem yüzüm de kemikli, pekâlâ bir erkek olabilirim! Zaten hep bir erkeği oynamak istemiştim.” Onlarca kostümün arasından gözümüze yemyeşil, ihtişamlı bir kaftan ilişince “Buldum!” diyor. “Padişah olmalıyım. Aslında benim olmak istediğim sultan, Fatih Sultan Mehmet’ti; en sevdiğim tarihi karakter; çünkü İstanbul’un fethi gibi inanılmaz bir şeyi başardı!” Kavuğu başına takıp, bir de takma bıyık bulunca tam bir padişah oldu Canan Ergüder. “Şöyle yandan baksana; benden Fatih değil de Yavuz Sultan Selim olur. Hem o da Fatih kadar şatafatlı!”
YIL 1920 NEW YORK’TAYIZ
Ve işte en eğlenceli kare… Çarliston dansçısı. Öyle belli biri değil, herhangi bir dansçı. İçindeki dans tutkusunu anlatmak için bundan daha eğlenceli bir çekim olabilir mi? “Ben çocukken balerin olmak isterdim, ama sonradan anladım ki vücudum buna müsait değil. Mükemmeliyetçi biriyim. ‘Prima ballerina’ olamadıktan sonra bale yapmanın bir anlamı olmadığını düşündüm. Ama dansı çok seviyorum. Bir ara flamenko da yaptım. "Çarliston da yapmak" isterim, neden olmasın? Hadi çekime başlayalım!”

TEMPO, ŞUBAT 2010