24 Nisan 2009 Cuma

Alper Kul söyleşisi (TARAF Pazar/19.04.2009)


Dekorsuz bir sahne, üzerinde kırmızı bir bornozla oradan oraya koşan, hararetle bir şeyler anlatan bir adam ve anlattıklarına katıla katıla gülen bir kalabalık. Alper Kul kadın-erkek ilişkisini anlattığı tek kişilik oyunu Mağara Adamı ile İstanbullu tiyatroseverleri deyim yerindeyse kırıp geçiriyor. Gösterildiği 35 ülkede 10 milyonunu üzerinde izleyiciye ulaşan ve otoritelerin ‘bir komedi fenomeni’ olarak nitelendirdiği oyun hakkında, Alper Kul ile konuştuk
Oyun 35 ülkede 17 dilde gösterildi ve bu büyük bir başarı. Siz de bu başarılı oyunu Türkiye’ye uyarladınız ve şimdi BKM’de sergiliyorsunuz. Böyle bir projede rol almak nereden aklınıza geldi?
Beni mutlu eden ve tekstin sağlamasını yapan şey oyunun 35 ayrı ülkede gösterilip 10 milyon seyirciye ulaşması. 35 ülke 35 ayrı kültür demek. 17 ayrı dil demek ve bu duyguların 17 farklı şekilde ifadesi anlamına geliyor. Oyunun uyarlamasını yaparken, dünya prodüktörü Ralph’e “uyarlamayı biraz yerelleştirmem lazım” dedim. Ralph de bana “Ben geçen hafta Kore’den geldim. Önceki hafta Portekiz’deydim. Ondan önceki hafta da Yunanistan’daydım. Evet, her birinin kültürü diğerlerinden farklıdır ama kadınlar erkek bundan 25 bin yıl öncesinden başlayarak günümüze kadar herhangi bir coğrafyada farklılık göstermez” dedi. Bence Ralph çok haklı. Türk kadınıyla Koreli kadının ‘id’inde sakladığı ve günümüze taşıdığı davranışlar ve alışkanlıkları aynıdır, erkeğinki de aynıdır. Bu iki yaratığın anlaşma ihtimali hiçbir zaman yoktur, zaten olamaz.
Bu durumda Kore’dekiyle aynı oyunu mu izliyoruz?
Ana çatıdan zaten vazgeçemeyiz çünkü Taş Devri’nden günümüze kadın ve erkek çocukluğunda da ergenliğinde de farklıdır. Erkek çocuk, çocukluğunda topaç ve misket oynar. Bunlar primitif oyunlardır. Çok basittir, bir erkeğin anlayabileceği kadar basittir. Kız çocukları ise evcilik oynar. Zaten ileride evlenip çoluk çocuğa karışacaksın. Bu acele niye?
Kadınlar erkeklere göre karmaşıklardır mi diyorsunuz?
Karmaşık demek aza indirgemek olur. Kadınların yazılımları çok farklı, erkeğinki çok basit. Kadınlar çok şey yapabiliyor, tarih öncesinde de öyle. Erkek sadece avcılık yapabilirken kadın toplayıcılık yapıyor. Yiyecek topluyor, faydalı bitki topluyor, şifa dağıtıyor. Bir anlamda şaman ve Tanrı yerine geçiyor. Öbür taraftan kadın çocuk doğurabiliyor. Düşünsenize yanınızda birisi bir insan doğuruyor. O Tanrı olabilir ancak. İnanılmaz bilgileri aklında tutabiliyor. Erkek hiçbir şey yapamıyor. Kadın yaradılışta daha donanımlı yaratılıyor. İster bunu Darwin teorisiyle açıklayın, ister inanan, “Yaradan öyle yarattı” desin. Şöyle bir gerçek var ki, eşit şartlarda yaratılmamış ya da evrimini eşit tamamlamamış iki cinsten bahsediyoruz. Erkekler hâlâ evrimlerini tamamlamaya çalışıyorlar.
Bu erkeklere biraz haksızlık değil mi?
Hayır, değil. Erkek, bir tek avcılık yapabiliyor. Ve tabii kadın olağanüstü şeylerini yapabilsin, işlerini yapmaya devam edebilsin diye ona güvenli bir ortam sağlamaya çalışıyor. Askeri güç, başka hiçbir özelliği yok.
Hâlâ öyle mi peki?
Hâlâ öyle! Çünkü bu güvenlik durumunu oluşturmak şartları hâlâ değişmiş değil. Bakın, nerenizi çalıştırırsanız orası gelişir. Kadın aynı anda birden çok iş yapıyor ve bu algılarını, duygularını geliştiriyor. Erkek de sadece onu koruma içgüdüsüyle yaklaşıyor. Hiçbir erkek bunu yadsıyamaz ki eninde sonunda erkeklerin güdüleri sevdiğimiz insanı uyurken ona baktığında onu korumak kollamak, güvenlik alanı sağlama güdüleri üzerine kurulu. Çocuğunu karını, aileni korumak istiyorsun. Kadın da onun devamını sağlamak istiyor. Çok ilkel dönemlerden kalan ‘id’lerimiz, güdülerimiz hâlâ karşımıza çıkıyor. İşte biz de bunun komik yanını ele alıyoruz. Baştan aşağıya bu tahlili komik yönüyle ele alıyoruz. Erkek avcı olduğu için televizyon izlerken başka hiçbir şey yapamıyor. Gazete okurken konuşamıyor.
Bunlar da oyunun en komik kısımları…
Evet bu bölümlerde yüksek alkış alıyoruz. Kadın toplayıcılıktan kalma bir alışkanlık olarak alışveriş yapmayı seviyor. Dokunmak gibi bir duyuları var. Dokunmayı çok seviyorlar ama bu bize hiçbir şey ifade etmiyor. Aynı anda birden çok şey fark edebiliyorlar, biz direkt istediğimiz şeyi dile getiriyoruz. Ama kadın dolaylı yollardan bunu dile getiriyor bu yüzden biz bir şey söylediğimizde alt metninde bir şeyler arıyor.
Oyunu izlerken bir yandan da göz ucuyla etraftaki çiftlerin tepkilerini izledim. Gerçekten de oyun çiftleri birbirine yaklaştırıyor.
Evet, biz biraz arabulucu bir kurum gibi olduk. Gerçekten oyunu izleyen kadın, “Aaa sadece benim adamın hödüklüğü değilmiş bu. Hepsi böyleymiş” diyor. Erkek de aynı şekilde “Bütün kadınlarda bu varsa o zaman ben en güzelini bulmuşum, niye ondan vazgeçeyim” diyor. Böylece çiftleri yaklaştırıyoruz ve bu yönde feedback’ler alıyoruz. Bana birçok e-mail geliyor. Zaten Amerika’da gösterildiği süre içerisinde de aile terapistlerinin, evlilik terapistlerinin evlilikte kötü giden şeylerden kurtarma amaçlı önerdikleri bir oyunmuş. Burada da herhalde o yolda gidecek.
Ve kapalı gişe oynuyorsunuz…
Evet, beşinci oyun olmasına rağmen kapalı gişe oynuyoruz.
Turne düşünüyor musunuz?
Tabii, şuanda bir Kanada’mız var. Almanya turnemiz var, Türkiye yazın olacak. Arada turnelerde Almanya’ya gidip geleceğiz.
Bu oyun dışarıdan menşeli bir oyun olmasına rağmen, kimi oyunlarda olduğu gibi tercüme kokmuyor.
Evet, bunun için çok uğraştım. Bir aylık bir uyarlama süreci oldu. Zaten oyun bunun imkânını sunuyor. Ezberlenmiş bir tekstle de oynamıyorum. Mağara Adamı interaktif bir oyun, belli limanlar var, oralara sığınıp, çatıyı bozmadan devam ediyoruz. Çatının altında da erkeğin ve kadının her dönemiyle ilgili dört beş tane alternatif hikâyemiz var, birinden başlayıp, birbiri ardına tabi izleyiciden gelen tepkiyle oynuyoruz. O kadar çok örnek var ki…Her gün yaptığımız ve fark etmediğimiz.
Hikâyelerden biraz örnek verebilir misiniz?
Erkekler, erkek erkeğe otururken göz temasından kaçınırken kadınların yan yana oturup mümkünse ten temasıyla , iç içe oturmalarından başlayarak bunu tarihsel süreç içerisinde bir yere konumlandırıyorsanız, seyirci izlediği yerden kendini sobelenmiş gibi izliyor.
Bir de çok hareketli bir oyun, oradan oraya koşuyorsunuz, atlıyorsunuz, zıplıyorsunuz…Açıkçası ben sizi izlerken yoruldum.
Evet, hareketli bir oyun, haftada bir kere oynamama rağmen kilo verdim. İzleyicinin algılarını yormamız gerekiyor ki sıkılmasın. Sahnede dekor yok, sahnede sadece konuşan bir adam var. İzleyici bir süre sonra yorulup dağılabilir, ilgi alanı başka yere kayabilir. Hareketi bilinçli olarak tercih ediyorum. Örneğin ben bu oyun için sigarayı bıraktım. İster istemez provalara başladıktan sonra bünye sigarayı reddetti zaten. Çok fazla bir efor sarf ediyorum.
Peki ya efektler, umulmadık bir anda ses efektleri yapıyorsunuz
İzleyicinin hayal kurmasına yardımcı olabilecek her şeyi denemekten yanayım. Örneğin cinsellikte erkekte tek bir erojen bölge vardır, kadında binlerce, ki sayamazsın bunu. Bunun taş devrinden başlayarak günümüze dek hiç değişmediğini iddia ediyoruz ve hemen akabinde o dönemden, 25 bin yıl önceden bir karakteri oynuyorsun; bir mağara adamını ve bir mağara kadınını. Şimdi komik bir şey oynuyoruz ama biraz da hayal gücünü rahatlatabilmek için izleyicide o döneme dair, en azından aşağı yukarı hayvan ve doğa efektleriyle ambiansı sağlamlaştırmak, habitatı hayal ettirmesini sağlıyoruz. İşte mamut taklidi yapıyoruz. Fil ya da dağ aslanı taklidi yapıyoruz.
Bu sesleri gerçekten canlı performans mı? Yani gerçekten bu sesleri siz mi çıkartıyorsunuz?
Evet, bu sesleri benim çıkardığıma kimse inanmıyor. Hatta babam bile! Ama bu sesleri ben çıkartıyorum.Bunun için bol bol çizgi film izledim. Çalışınca oluyor. Bir hindiyi oynamak bir oyuncu için çok eğlenceli oluyor.
Oyunda bir de ‘Kirli Don Tanrısı’ var…
Evet, ama bunu şimdi burada anlatmayayım, izleyici oyuna gelince görsün.
Bir de yakın bir arkadaşınızı anlattığınız bölüm var. Adı Motor muydu?
Evet, en çok alkış alan bölümlerden biri bu! Buna biz de çok şaşırdık. Gerçek hayatımdan bir parça bu, arkadaşın adı Ahmet, Motor Ahmet deriz biz ona! Hiçbir kız arkadaşım onu sevmez ve görüşmemi istemez. Ben de diyorum ki evet o tam bir ayı ama o hep bir ayı! Onunla yaşadığımız birkaç hikâyeyi anlatıyorum ve “25 bin yıl önce olsaydı motor Ahmet’le bir ormanda yürürken muhtemelen başımıza şu gelir” diye başladığım sahne en çok kahkaha alan sahne oluyor.
Arkadaşınız biliyor mu bunu peki?
Tabi, geldi ve oyunun tam ortasında “Yeteeer!” diye bağırdı! Onun yeter demesi ayrı bir alkış aldı.
Biraz da diğer projelerinizden bahsedersek, son dönemde rol aldığınız iki film aynı anda vizyona girdi; Gölge ve Güneşi Gördüm…
Bunların içinde en çok keyif alarak, en çok haz aldığım iş, Mehmet Güreli’nin Gölge filmi. Mehmet Güreli benim arkadaşım, ağabeyim. Saygıda kesinlikle kusur etmeyeceğim bir yere koyduğum bir insan ama aynı zamanda onunla konuşacağım yakın bir dostum. Onun çektiği bir filmde zaten dönem arkadaşlarım, Kaan, Serkan, Görkem, Memet Ali var. Zaten hep beraber yemek yiyip, gezdiğimiz insanlar. Bunu film çekmekten ziyade güzel bir anı paylaşmak gibi görüyorum. Ömür boyu çocuklarıma anlatacağım hikâyeler biriktirdiğim bir set oldu. İçinde bulunmaktan çok haz duyduğum, keyif aldığım bir ekip, ben zaten onlardan çok şey öğreniyorum. İçinde olmak için mesai harcadığım bir ekip. Böylede bir film çektik, başka da film çekebiliriz. Muhtemelen beraber yaşlanabileceğimiz bir ekip. Böyle kıymetli nisanları bulunca ve yıllar da sağlamasını yapınca o zaman tamam diyorsun.
İleride başka proje var mı?
Bir çok var. Ben yazmaya başladım son bir buçuk yıldır. Mağara Adamı da bunun gelişim sürecinde ortaya çıktı. Sinema senaryoları yazdım, iki tanesi yakında çekilecek. Şuanda hangileri olduğunu söyleyemiyorum. Televizyondan uzak kaldım bu aralar. Bilinçli bir tercih oldu bu. Kınalı Kar ve Aşka Sürgün’ü çektim. Biraz zaman girmesi gerekiyor araya. Ama yakın zamanda televizyondaki projelerde de rol alacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder