17 Nisan 2009 Cuma

İki kafalı yönetmen: Coen Kardeşler (TARAF Pazar)


DERLEYEN: BERFİN VARIŞLI

Kardeş dayanışmasının belki de en çarpıcı örneği onlarınki...Yıllardan beri el ele verip kendi kulvarlarında en iyisini yapıyorlar. Genellikle kapkara kalın çerçeveli gözlükleri tercih ediyorlar. Dediklerine göre oldukça sade ve basit bir hayat yaşıyorlar. Kıvırcık saçları dışında fiziksel olarak birbirlerine çok da benzemeseler de ruhlarının aynı olduğu apaçık ortada. Bu aynılık hali bakışlarına hatta gülümseyişlerine dahi yansımış durumda. Yüzlerinden o alaycı biraz da küçümseyen gülümseyiş eksik olmuyor. Tüm dünyanın pür dikkat izlediği ödül törenlerinde dahi başarılarının haklı hediyesini alırken takındıkları o ‘kimse umrumda değil, hatta bu ödül bile...Ben işimi yapıyorum’ tavrı hep yanlarında. Ancak o kadar başarılılar ki bu küstahlık sınırlarını zorlayan tavır bile gözümüze batmıyor ve onları öyle kabulleniyoruz. Öyle ki fragmanın sonunda pat diye karşımıza çıkan ‘Bir Coen Kardeşler Filmi’ ibaresini görünce akan sular duruyor, konusu ne olursa olsun, oyuncuları kim olursa olsun o film aklımızdaki ‘bir an evvel izlenmesi gereken fimler listesine’ giriveriyor.

Aralarında üç yaş var. Küçük kardeş Joel 29 Kasım 1954, abisi Ethan 21 Eylül 1957 doğumlu. Minesotalı Yahudi bir ailenin iki oğlu Cohen kardeşler. Babaları Edward Coen Minnesota Üniversitesi’nde ekonomi anneleri Rena Coen ise aynı eyaletteki St. Cloud Üniversitesi’nde sanat tarihi profesörü olarak görev yapıyor. Henüz küçük bir çocukken harçlıklarıni biriktirerek aldıkları kamera ile amatörce kısa filmler çeken ikiliden Joel, liseyi bitirir bitirmez bu işin okulunu okumak için New York Üniversitesi Sinema Bölümü’nün yolunu tutmuş. Ethan ise kendi deyimiyle ‘sadece eğlenceli bulduğu için’ Princeton Üniversitesi’nin felsefe bölümünü bitirmiş.
1980’lerin başlarında, Joel, kült filmleriyle ün salmış yönetmen Sam Raimi’nin yanında editör olarak işe başlar. Bu adım iki kardeşin profesyönelliğe ilk adımlarını atışları bakımından önem taşıyor. Zira 1984’te ilk filmleri Kansız/ Blood Simple vizyona giriyor. Blood Simple’ın Joel için ayrı bir önemi de var zira 1993’te hayatını birleştirmek için evet dediği aktris Frances McDormand’la bu filmin setinde tanışmış. Blood Simple’dan üç yıl sonra gösterime giren Nicolas Cage ve Holly Hunter’ın başrollerini paylaştığı Raising Arizona’da da beraber çalışan Coen Kardeşler, ilk başlarda birlikte çalışma fikrini akıllarından bile geçirmediklerini ancak zaman ilerledikçe birbirlerini tamamlayacak daha iyi bir partner bulamadıkları için bu yolda devam ettiklerini vurguluyor.
Coen Kardeşlerin filmlerinin künyesine bakıldığında, istisnasız hepsinde kurgu kısmının karşısında yazan Roderick Jaynes ismi dikat çekiyor. Bu ismi var cismi yok kahraman kim diye sormayın çünkü Roderick Jaynes, Coen Kardeşlerin kullandığı takma bir isimden başka bir şey değil! Öyle ki bu hayali kahraman Fargo ve İhtiyarlara Yer Yok / No Country for Old Man de iki defa Oscar’a aday gösterilmiş!
1990’lı yıllarda sırasıyla Miller Crossing (1990), Altın Palmiye Ödülü’ne layık görülen Barton Fink (1991), beklenen başarıyı yakalayamayan Bir Şirket Komedisi/The Hudsucker Proxy (1994), en iyi özgün senayo ve en iyi yönetmen dallarında akademi ödülünü kazanmasının yanı sıra No Country For Old Man filmi gösterime girinceye kadar en popüler Coen filmi olarak tarihe geçen Fargo (1996) ve 1998’de gösterime giren Big Lebowski ile gündemde kalmayı başardı.
23 yıla 14 film sığdırmayı başaran Coen Kardeşler 2000’li yılların başlarında da hızlarını kesmeden başarılı yapımlara imza atmaya devam ettiler. 2000’e Neredesin Birader?/O Brother Where Art Thou? ile merhaba diyen Coen Kardeşler’in 2003’te gösterime giren ve George Clooney ve Cathrine Zeta-Jones’un başrollerini paylaştığı romantik komedi türündeki Dayanılmaz Zulüm/Intolerable Cruelty adlı filmleri gişede büyük başarı yakaladı. Bu filmin yankıları devam ederken gösterime giren Kadın Avcıları/The Ladykillers (2004) adlı film sinema dünyası için bir sürpriz oldu zira bu kadar kısa içinde Coen Kardeşlerin ikinci bir filmi bitirmeleri beklenmiyordu. İkilinin yakın arkadaşı ve birçok filminde başrol oynamış olan George Clooney, ard arda gelen bu iki yapım için “Tamam farklı bir şey yakalamak istediler ancak artık eski formlarına dönmelerinin zamanı geldi” yorumunu yapmıştı. Clooney’in dediği gibi de oldu; geçtiğimiz yıl beyaz perdeye deyim yerindeyse bomba gibi düşen No Country For Old Man ile eski çizgilerine geri döndü Coen Kardeşler ve bu filmle Akademi Ödülleri’ni toplamakla kalmayıp yıla damgalarını vurmayı da başardılar.
Burn After Reading’e gelince...ABD’de çoktan gösterime giren ancak bizim 29 kasımdan itibaren izleyebileceğimiz Burn After Reading, gerek konusu gerekse başrol oyuncuları nedeniyle oldukça ses getirdi. Bir de Coen Kardeşler imzası olunca film bir anda tüm dünyanın ilgisini çekti. Filmde artık Coen Kardeşler filmlerinde görmeye alışık olduğumuz George Clooney ve Frances McDormand’ın yanı sıra ilk kez bir Coen Kardeşler filminde boy gösteren Brad Pitt, Tilda Swinton ve John Malkovich rol alıyor. “Bu filmi çekerken en zorlandığımız husus bu kadar ünlü ve yoğun oyuncuyu aynı anda bir araya getirmek oldu” diyen Ethan Coen, Burn After Reading fikrinin No Country for Old Man’den çok daha önce geliştiğini ancak bütün oyunculara uygun olan zamanı bir türlü bulamadıklarını belirtiyor. Burn After Reading için tipik bir Amerikan filmi dersek sanırım yanılmayız. Washington DC’de geçen filmde modern Amerikan yaşam tarzının hemen hemen bütün öğelerini görmek mümkün; spor salonu ve spor hocaları, estetik ameliyat, internette flört ve daha neler neler…
Eski bir CIA üst düzey yetkilisi olan Osbourne Cox (John Malkovich) içki probleminin ortaya çıkması sonrasında görevinden istifa eder. Cox’un uzun süredir sorunlar yaşadığı eşi Katie (Tilda Swinton) gizli bir ilişki yaşadığı aşığı Harry Pfarrer (George Clooney) ile bir olup Cox’a ait olan ve içinde ‘çok gizli’ devlet sırlarının bulunduğu bir CD kopyalar. Ve bu CD saf hatta aklı az olarak nitelendirilebilecek bir fitness eğitmeni olan Chad Feldheimer (Brad Pitt)’in eline geçer. Feldheimer kendisi gibi spor salonunda eğitmenlik yapan Linda Litzke’nin (Frances McDormand)çok isteyip de bir türlü gereken parayı bulamadığı için yaptıramadığı estetik ameliyatın ücretini karşılamak için Cox’a şantaj yapar. Ancak Cox bu iki kafadarın sandıklarından daha dişli çıkacaktır. CD’yi Rus Konsolosluğu’na teslim eden Litzke, Rus yetkililerin daha fazla bilgi istemesi üzerine Pfarrer’le birlikte gizlice Cox’un evine girer. Son dakikasına kadar soluksuz izlenecek bu eğlenceli filmin içlerine sindiğini anlatan Ethan Coen, “Senaryodan önce filmimizde rol alacak aktörlerin listesini yaptık ve senaryoyu onların üzerinden yazdık” yorumunu yapıyor. Orta yaşlı insanların orta yaş bunalımlarından kurtulmak için sarfettikleri çabayı anlatmaya çalıştıklarını ifade eden Joel ise, izleyicinin kafasında oluşabilecek soru işaretlerini silmeye çalışırcasına “Biz de orta yaşlı insanlarız ama filmdeki karakterlerin yaşadığı türden sorunlar yaşamıyoruz. İzleyenler yanlış anlamasın” yorumunu yapıyor. Telegraph’a konuşan Brad Pitt senaryoyu çok beğendiğini belirterek “Coen’ler çok iyi yazarlar. Senaryoyu okuduğumda filmde rol almayı kabul ettim” şeklinde konuşuyor.
Kuşkusuz geçtiğimiz yıl Coen Kardeşler için oldukça şanşlı bir yıldı. Bir yandan No Country For Old Man’le dört Oscar kazanan yönetmenlerin Burn After Reading’in gişede yakaladığı başarı nedeniyle yüzleri gülüyor. Coen’lerin sıradaki projesi ise Serious Man. Hemen belirtelim ABD’de gelecek yıl gösterime girmesi planlanan Serious Man 1967’de yaşamış Minnesota’lı Yahudi bir akademisyen aileyi konu alması bakımından Coen Kardeşler’in bir otobiyografisi özelliğini taşıyacağı söyleniyor. Ancak Kardeşler filmin yalnızca konseptinin doğup büyüdükleri çevreyle benzerlik taşıdığını, kendi hayatlarıyla uzaktan yakından alakalı olmadığı konusunda ısrar ediyor. Kim halkı? Hep birlikte izleyip göreceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder