24 Nisan 2009 Cuma

Füruzan diye bir öykü... (TARAF Pazar/26.04.2009)


BERFİN VARIŞLI


“Memet Fuat, Füruzan için ‘Orhan Kemal’in kahramanı olan kızlardan biri yazmaya başladı’ demiş. Daha çocukken yaşantısı, bir öykü kahramanı, Orhan Kemal’in kahramanları denli o kadar zengindi ki…” bu sözler Füruzan Diye Bir Öykü kitabını Füruzan’la beraber hazırlayan Faruk Şüyün’e ait. Füruzan bir öykü… Füruzan bir kadın, duyarlı bir kadın, ve Füruzan bir yazar... Türk Edebiyatı’nın en yetkin yazarlarından biri…
Onun kitapları öyle çabucak bir çırpıda okunacak türden kitaplar değil. Hani vapurda, otobüste ya da uzun uçak yolculuklarında zaman geçirmek için o okunanlar gibi okunduğu anda tüketilecek kitaplar değil onlar. Füruzan’ı deniz kıyısında okumalısınız, yüzünüzü meltemler püfür püfür okşarken…Ya da bir ağacın altında tatmalısınız öykülerini. Hepsinin üzerine uzun uzun düşünmeli, kafa yormalı, fikir üretmelisiniz. Çünkü Füruzan bizi yazıyor. Yalın diliyle bizi anlatıyor. İlk kitabı Parasız Yatılı’dan beri bu böyle. Öykülerinde kurgu yok, her şey gerçek her şey göründüğü gibi. Hikâyelerindeki kahramanlarla mutlaka bir yerlerde karşılaşmışsınızdır, tanışmışsınızdır, öyle sahicidir kahramanları… Sanki satırlardan fırlayıp karşımıza geçip bize kendilerini anlatırlar. Yaşanmışlarını, kimi zaman hüzünlerini, kimi zaman mutluluklarını ama çoğunlukla acılarını, hayat karşısında ezilmişliklerini, yalnızlıklarını. Gözlerinden silinmeyen hüzün onlarınkinin yansıması sanki… Kocaman ela gözleri derin derin bakıyor, hüzünle harmanlanmış bir bakış bu. Selim İleri bu hüzünlü bakışı “Füruzan öykülerini aynı acıyı duyarak yaşıyor” diye anlatıyor.
Dudakları tebessüm etse de gözleri onu ele veriyor. Kuşatma’daki Nazan’ı mı düşünüyor acaba? Hani ilkokuldan sonra okuyamayan Nazan, 12 yaşında çalışmaya başlayan Nazan, Haluk Bey’le bir sinema locasına girdiğinde hayatı o küçücük odadan da daha karanlık olan Nazan? Belki de Benim Sinemalarım’daki Nesibe’yi düşünüyordur…Nazan’dan iki yaş büyük olan ama aynı kaderi paylaşan Nesibe’yi. Tek fark Nesibe’nin hayatını karartan, kendini bir et parçası gibi aciz hissetmesine neden olan travmatik olay bir plaj kabininde yaşanır. Füruzan düşmüş kadınlara duyarlılığını Ah…Güzel İstanbul ve Kırlangıç Balıkları’nda da sürdürür.
Düşkünleri anlatır Füruzan, hem de o kadar gerçekçi anlatır ki, kendinizi bir anda romanın içinde bulursunuz. Fethi Naci ustanın dediği gibi kendinizi bir okur gibi değil de istemediği halde “röntgenci” durumuna itilmiş gibi duymaya başlarsınız; bir suçluluk duygusu, daha doğrusu bir suç ortaklığı duygusu yakanıza yapışır. Ve öfkelenirsiniz, içinizdeki isyan duygusunu dizginleyemezsiniz, bir an kitabı bir kenara bırakıp ağlamak bile geçebilir içinizden, hayata baş kaldırmak, bağırıp çağırmak, Haluk Bey’i Yusuf Ağa ile birlikte boğmak, Nesibe ile Nazan’ın küçücük masumiyetlerinin paramparça edilişinin öcünü almak.
Çaresizleri yazar Füruzan, kaybedenleri. Onlara umut vermek için yazar sanki, hiçbir şeyin bitmemiş olduğunu anlatmak, yaşanan her ne olursa olsun bunun onların suçu olmadığını ve ileride güzel günler olduğunu anlatır.
Bir de göçmenleri yazar Füruzan. Parasız Yatılı, Kuşatma ve Benim Sinemalarım’ın bin bir umutla doğup büyüdükleri toprakları, o toprakların altında yatan atalarını, evlerini, kalplerinin yarısını bırakıp giden göçmenleri. Yeni vatanlarına, İstanbul’a bir türlü alışamaz onlar, ellerinden bir tek tarım yapmak gelir çünkü; “Topraktır bildikleri”.
Düşmüşlerin, göçmenlerin yanı sıra Ana-kız hikâyesi de Füruzan’ın olmazsa olmazları arasındadır. İlk kitabının ilk hikâyesi Sabah Eskimişliği, bu konu üzerine kurulmuştur mesela, bir annenin kızına karşı gösterdiği sevgisiz tutum işlenir bu hikâyede. Piyano Çalabilmek’te de bu sefer babayı hor gören bir anayı anlatır; “Ben babana göre değilim ama ne yapacaksın, kader” diyecek kadar hayattan bezmiş bir kadın vardır o hikâyede. Kız babasını ne denli yumuşak anlatıyorsa annesine karşı da o denli acımasızdır, katıdır.
FÜRUZAN AYDINLIK DEMEK
Farsça’da Füruzan aydınlık demek. Füruzan da etrafına ışıltılar saçan ışıl ışıl bir kadın. Hani bir bakanın bir daha bakacağı bir kadın, alımlı, kırılgan, narin. Mina Tansel “İstanbul konuşsaydı Füruzan gibi konuşurdu” diyor... “İstanbul insan olsaydı Füruzan gibi olurdu…” Ve bu aydınlık insan Türkiye’de aydınlık olmanın zorluklarını da yaşamış elbet. Hatta bunun la ilgili bir anısı da var, Faruk Şüyün’ün hazırladığı Füruzan Diye Bir Öykü kitabında: 12 martta Füruzan’ın evi aranır o bilindik manzara eşliğinde. Sıra kitaplara gelir, polis suçlu kitapları bulmak için kütüphaneyi baştan aşağı tarar. Ve sonunda Agatha Christie’nin Cinayet Emri kitabında karar kılar, ismi kışkırtıcı gelir çünkü kitabın. Füruzan hemen “Ama o polisiye bir kitap” der polise. Polisin cevabı trajikomiktir: “Daha iyi ya!”
Füruzan edebiyata kattıkları kadar Türk sinemasına da katkıda bulundu. 1990’da gösterime giren ve aynı adlı romanından uyarlanan Benim Sinemalarım ile yapılmayanı yaptı Füruzan. Haydar Ergülen, Benim Sinemalarım ile ilgili olarak, “İyi edebiyattan iyi film olmaz denir, ki genellikle doğrudur, tersini doğrulayan pek az örnek varsa da o da Füruzandır” diyerek Füruzan’ın bu daldaki başarısını alkışlıyor: “Füruzan iyi edebiyattan iyi film yaptı”. Füruzan Benim Sinemalarım filminin her aşamasında bulundu, senaryoyu yazdı, yönetmen koltuğunu Gülsün Karamustafa ile paylaştı ve ortaya tadına doyulmaz bir sinema klasiği çıktı.
Füruzan bir edebiyat klasiğidir, onu tek nefeste anlatmak çok güç, bir yanını anlatınca öteki yanı eksik kalıyor sanki, bir türlü toparlayamıyor insan. Fakat Faruk Şüyün, bunu başarıyla gerçekleştirmiş. Füruzan’ı Füruzan’ın kendi ağzından ve onu tanıyanların Füruzan yorumlarıyla anlatmış ve ortaya tadına doyulmaz kitap Füruzan Diye Bir Öykü çıkmış…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder