17 Nisan 2009 Cuma

Sevinç Altan söyleşisi (TARAF Pazar, 12.04.09)


Ressamlar dağlara bakıyorsa, tuvaller günahkârdır

BERFİN VARIŞLI

“Evet, günahkâr, taş atan ve dağa çıkan resimler bunlar. Dağlarda dolaşan bir düş gücü, ürkünç, masalsı bir dil ve atmosfer”. Bu sözler resimleri henüz mutfağında, daha atölyedeyken görme şansını yakalayan Küçük İskender’e ait. Küçük İskender haklı; bu resimler dağlara bakıyor. Uzun süredir sergi açma fikrinden uzak duran Sevinç Altan’ın “Diyarbakır’da polislere taş atan çocuklardan ilham aldım” dediği Dağlar Taşlar isimli sergisi 30 Nisan’a 44A’da sergileniyor.
Sanatın belli kurallarına karşı duran bir ressamsınız. Bize bu tavrınızı anlatır mısınız?
Sanat yapmak, yetkin, kalıcı işler yapmak üzere yola çıkmıyorum. Bu sergi de öyle. Onun için kullandığım malzeme de ona uygun. Mümkün olan en basit malzemeyi kullanıyorum. Eğer sözümü söylemeye kâğıt kalem yetiyorsa sadece kâğıt kalem kullanırım. Tuval kullanmayı onun kalıcılığı bana uymadığı için bıraktım. Öğrencilik yıllarımda birkaç sefer kullandım ama sonra bıraktım. Sergide eski haritaları tuval olarak kullandım, üstüne de toprak boya kullandım. Sergimin temasını çok uyduğunu düşündüğüm için eski haritalar kullanmayı tercih ettim.
Bu özgürlüğün bir gereği mi?
Evet, sırf sanat yapacağım diye kendimi sınırlamak istemiyorum. Hani sanat kutsaldır, kuralları vardır gibi sözler beni bağlamıyor. Resmimin tam üzerine beyaz bir çizgi çizmek istiyorsam bunu hemen yapıyorum. Bir karton üzerine karakalemimle mi çalışmak istiyorum? Bunu da hemen yapıyorum. İşte bu resimlerde bunu yaptım. Özgürlüğümü bu şekilde yansıtıyorum.
Resimlerinizde isyan, acı ve haykırış var. Sizi harekete geçiren şey neydi?
Beni harekete geçiren polise taş atan çocuklardır. Çocukların elinde taş izi aranması bu sergini ortaya çıkmasına neden olan şeydir. Bu çocuklar hemen tutuklandı, Türkiye’de normalde mahkemeler uzun uzun sürer ama burada bu çocuklar hemen bulundu, tutuklandı. Bu olayları televizyonda izleyince çok etkilendim, öfkelendim ve oturduğum yerde tepindim. İşte bu sergi tüm bu duyguların dışa vurumudur. Ben de taş atmamak için oturdum resim yaptım. Ama tabii bu tek başına Diyarbakır’daki, Hakkari’deki çocuğun taş atması meselesi değil. Bu evrensel bir şeydir Esas olarak, en güçsüz noktada yapacak hiçbir şeyi kalmamış insanın, çaresiz çocukların çığlığıdır bu.
Resimleriniz ana nesneleri F16’lar, hayalet uçaklar ve bunların tam karşısında bazen bir çocuk, bazen de bir ceylan. Sergi tezatlar üzerine kurulu diyebilir miyiz?
Evet, resimlerin tezatlardan oluşuyor. Uçaksavarlar, minicik çocuklar, dağlar…Sergiyi gezerken tüm bunları bir birbirine bağlı bir zincir gibi görmeliyiz. Çocuk polise taş atıyor, havada F16’lar var bombalıyor. Sonra da dağlar ve tüm bunları bize anlatan bir ceylan.
Ceylan neyi simgeliyor?
Ceylanın direkt olarak resme bakanın gözlerinin içine bakması onun vicdanlara seslendiğini işaret ediyor. Ceylan yaşayan bir şey, doğal bir şey ve bize bakıyor, orada tüm insanlar ölürken.
Resimlerinizde oldukça yalın çizgiler kullanmışsınız. Sanki her şeyin aslında çok basit olduğunu anlatıyorlar?
Şimdilerde kimi arkadaşlarım video dahil teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıyorlar. Ben bu yolu tercih etmiyorum. Çizgilerimde çocukların çizgilerinden esinlendiğimi söyleyebilirim. Mesela üzerinde dumanı tüten, tıpkı çocukların çizdiği gibi resmedilmiş bir ev. Ya da küçücük ayağı terlikli bir çocuk ve onun karşısında “robokop” gibi giyinmiş, kendini zırhlar arkasına saklamış bir polis. Bu aslında çok komik bir durum. Mesela, 2003’te Diyarbakır’da bir sergi açmıştık ve orada çocuklarla beraber karakalem resim çalışması yapmıştık. Kafalarındakini o kadar basitçe dışa vuruyorlar ki. Baban nerede dağa gitti, dağ nerde yandı bitti kül oldu. Onlar için olay buydu.
2003’ten bu yana açtığınız ilk sergi bu. Pekiyi, bu süre zarfında ne yaptınız?
Dekorasyon işleriyle uğraşıyorum. Bunu iş olarak yapıyorum. Bir kitap hazırlığı da yapıyorum. Çizgi, resim ve yazıyı içeren bir proje bu. Şimdilik ne zaman biteceği belli olmayan bir proje. Arada da böyle bu sergiler gibi projeler de çıkıyor.
Biraz da Küçük İskender’in sergi kataloğundaki ön sözüyle ilgili konuşursak…Örneğin yazının bir yerinde “Ressamlar dağlara bakıyorlarsa tuvaller günahkârdır” diyor…
Küçük İskender’den katoloğa yazmasını ben istedim. Sergi kataloglarında genellikle sanat eleştirmenleri yazarlar ancak ben bundan çok fazla hoşlanmıyorum. Onların yazılarında çok fazla laf olduğunu düşünüyorum. Haksızlık etmeyeyim ama okuyan kişilerin de içinden çıkamadıkları cümleler kuruluyor. Ben bunu sergimde istemedim. Küçük İskender eski bir arkadaşım ve onun şiirleriyle resimlerimin örtüşeceğini düşündüm. Sanatsal laflardan çok, bu resim ona ne yazdıracak onu merak ettim ve sonunda “Ressamlar dağlara bakıyorlarsa tuvaller günahkârdır” yazdı. Bu açıdan bakıldığında çocuk polise- ya da güvenlik güçlerine her neyse-taş atarken günah işliyor.
Bundan önceki bir serginizde de Bejan Matur’un dizelerinden yararlanmıştınız. Metinle resmi iç içe kullanmayı tercih ediyorsunuz diyebilir miyiz?
2003’te Diyarbakır’da açtığımız serginin ismi Küçüğüz, Beyazız ve Korkuyoruz’du ve bu ismi Bejan’ın bir dizesinden aldım. Sonra resimlerim ve Bajan’ın dizelerini bir araya getirip bir kitap çıkardık. Metinle resmin birbirine uyumlu olduğunu düşünüyorum . Metin de resim de kendimizi ifade etme yolları. Örneğin ben şiir yazabilseydim resim yapmazdım. Şiir beni harekete geçiriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder