13 Mart 2009 Cuma

Lester Brown Röportajı (TARAF/23.06.2008)

Şanslısınız, rüzgârınız var!

BERFİN VARIŞLI

Washington Post onu “Dünyanın en etkili düşünce insanları” arasında gösteriyor. Telegraph’a göre ise, o “çevreci hareketinin gurusu.” Lester Brown, kariyerine New Jersey’in güneyinde bir çiftlikte domates yetiştirerek başladı. Ziraat okudu, Hindistan’a giderek gıda ve nüfüs üzerine araştırmalar yaptı. 1974 yılında küresel çevre sorunlarına çözüm üretmeyi hedefleyen Worldwatch Institute’ü kurdu ve uzun yıllar bu kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüttü. 2001 yılında ise kar amacı gütmeyen ve disiplinlerarası bir araştırma örgütü olan Yeryüzü Politikası Enstitüsü’nü (Earth Policy Institute) hayata geçirdi ve halen bu örgütün başkanlığını yürütüyor. 40 dile çevrilmiş yaklaşık 50 kitap yazmış, sayısız ödül kazanmış 74 yaşındaki delikanlıyla, TEMA Vakfı’nın davetlisi olarak geldiği İstanbul’da Türkiye ve dünyanın geleceği üzerine konuştuk. Brown Taraf’ın sorularını yanıtladı.

ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, dünya biyoyakıt üretmek hammadde olarak tahılları kullanmaya başladı. Ayrıca biyoyakıt için verilen desteklerin az gelişmiş ülkelerde açlığa yol açtığı öne sürüldü. Sizce de öyle mi?
Geçen birkaç yılda gördüğümüz şu ki; dünya tahıl talebi ikiye katlanmış durumda. Bunun nedeni de ABD’de büyük miktarda tahılın otomobillerde yakıt olarak kullanılmak üzere üretilmesi. Bu olay potansiyel olarak çok tehlikeli bir durum, tahılın fiyatı yakıtın fiyatına bağımlı hale geliyor. Yani, yakıt fiyatları arttıkça tahıl fiyatları da bunu izliyor. Tahılın fiyatı da düşük olduğu için, tahıl enerji sektöründe kullanılıyor. Bu nedenle biyoyakıt üretimi sürdükçe tahıl ve yakıt fiyatları birbirine bağlı bir şekilde artış gösterecek ve buradaki risk de gelişmekte olan ile tahıl ithal eden ülkelerde siyasi istikrarsızlığa sürükleyecek olması. Bu ülkeler umutsuz hale gelecek ve umutsuz insanlar her kötülüğü yapabilir.

Bunu biraz açar mısınız?
Siyasi istikrarsızlık sonucu, güvenlik sorunları baş gösterebilir ve bu durum ülkeleri dönüşü olmayan yollara itebilir.

Bugün Türkiye’de bulunma sebebiniz, enerji tasarruffuna tüm dünyanın dikkatini çekmek. Devlet ve hükümet yetkilileriyle de görüştünüz. Türkiye’nin çevre kirliliği ve özellikle yenilenebilir enerji konusunda alıdığı önlemler sizi tatmin etti mi?
Bütün dünyayı gezen biriyim ve gittiğim ülkelerde görüştüğüm politikacıların çok azı çevreyle ilgili acil önlemler almış durumda. Bugünkü sorunu çözmek için yapılacak çok şey var. Bunların en önemlisi de yenilenebilir enerji kaynakları. Türkiye ve ABD bu konuda çok şanslı, çünkü bunlar rüzgârın bol olduğu ülkeler. Rüzgâr gücünü kolaylıkla enerjiye çevirebiliriz. Rüzgâr enerjisinin heyecanlı tarafı da kimse rüzgâra ambargo koyamaz ve kimse fiyatlarıyla oynayamaz. Bu yüzden daha güvenli bir enerji kaynağı istiyorsak, rüzgârı kullanmalıyız.

Diğer yenilenebilir kaynaklar?
Türkiye Akdeniz ülkesi. İklimi gereği çok güneş alan bir ülke. Jeotermal enerjide de şanslısınız. Bu potansiyelinizi kullanmalısınız.

Ziyaretinizde TBMM’de de görüşmeler yaptınız. Türkiye bu zenginliklerini kullanmak için çalışmalar yapıyor mu?
Türk hükümetleri, yenilenebilir enerji kaynakları kullanma konusunda bugüne kadar çok yavaş davrandı. Tam olarak nedenini bilmiyorum ama Türkiye AB’ye katılmak isteyen bir ülke. AB de bu konuda çok hızlı. Mesela Danimarka, elektiriğinin yüzde 20’sini rüzgârdan, Almanya yüzde 30’unu rüzgârdan üretiyor. Türkiye ise yenilenebilir enerjide hidro elektrik hariç fazla bir şey yapmış değil.

Kyoto Protokolü hakkında düşünceleriniz neler? Türkiye protokolü imzalayacağını açıkladı ve sanayicilerimiz de destek verdi. Sizce küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği soruna bu protokol çözüm getirebilir mi?
Türkiye Kyoto Protokolü’nü imzalamakta geç kaldı. ABD daha da geç kalmış durumda ama dürüstçe konuşmak gerekirse, Kyoto Protokolü çok fazla bir şey değiştirmeyecek. Çevre hakkındaki sorunlar o kadar çabuk büyüyor ki; bu uluslararası anlaşmalar sonucu alınacak önlemler, büyümenin çok gerisinde kalıyor.

Kitabınızda “Karbon salımını 2020’ye kadar yüzde 80 azaltmalıyız” diyorsunuz. Bunun için de bir öneriniz yeme alışkanlığının değişmesi. Yeme alışkanlığımızı değiştirerek karbon salımını nasıl azaltabiliriz?
Amerikan tipi ve kırmızı et ağırlıklı bir beslenme türü ve bu gıdaları elde etmek için gerekli olan enerji, tek bir kişinin ulaşımda kullandığı enerjiyle eşdeğer. Dolayısıyla sebze ağırlıklı beslenme biçimine geçebilirsek, bu gıdalara ulaşmak için kullan-dığımız enerjiyi de azaltırız. Aynı şey tahılda da geçerli. Daha az tahıl tüketilirse, bu durum toprak ve su kaynaklarını rahatlatır. Karbon salımını azaltmak istiyorsak, bunun bir yolu da gıda alışkanlıklarımızı değiştirerek enerji tasarrufu yapmak. Gelecek kasımda ülkenizde seçimler var.

Hangi adayın kazanması durumunda çevre ve enerjiyle ilgili ABD’nin politikaları konusunda ilerleme sağlanabilir?
İki aday da George W. Bush yönetimine göre iklim değişikliğine daha ilgili görünüyor. Yine de Demokratik Parti adayı Barack Obama, özellikle karbon salımının azaltılmasında Cumhuriyetçi aday John McCain’e göre daha azimli ve kararlı çizgide. Obama’nın “Küresel İklim Hareketi” adında planı var ve bunu kasımdaki seçim öncesi başlatmayı planlıyor. Bu da onun konunun ciddiyet ve aciliyetini farkettiğinin kanıtı.

Sizce Obama’nın ABD Başkanı seçilmesi, çevre konuları açısından dünyanın yararına olacak bir durum mu olur?
Bu konuda hiç şüphem yok. Obama iklim değişikliği ve çevresel konularda daha güçlü diye demiyorum bunu; genel olarak onun dünyaya bakışı açısından da bunu söyleyebiliyorum ve inanıyorum ki seçildiğinde, ABD’nın enerji, çevre, iklim konusundaki dünya liderliği statüsünü geri kazandıracaktır. ABD bu konularda liderlik etmeye yeniden başlarsa, tüm dünya da onu takip edecektir.

Çevre sorunlarına karşı bireysel önerileriniz nedir?
Gazetelerin geri dönüşümü gibi bireysel önlemlerden bahsetmeyeceğim artık. Acil ve etkili bir çözüm bulmamız gerekli. Bu da küresel enerji ekonomisini baştan şekillendirerek sistemi değiştirmekle olacak. Bunun için de çok hızlı olmamız lazım. Yani, birey olarak yapmamız gereken en önemli şey; bu hareketlere katılmak. Medyanın bu konuda daha duyarlı olması ve toplum bilincini artırması gerekiyor. İnsanların çoğu henüz tehlikenin farkında değil.Yorumlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder