13 Mart 2009 Cuma

Sonbaharda da 'etnik' giyineceğiz (TARAF/04.09.2008)

Yaz modası yerini yavaş yavaş kış renklerine bırakırken sokakların cümbüşünde büyük payı olan ‘etnik’ kıyafet ve takılar hâlâ revaçta


BERFİN VARIŞLI

Neredeyse gezdiğimiz bütün dükkanlarda, içeri girer girmez keskin bir tütsü kokusu karşılıyor bizi. Sonra da ‘anavatanı kimbilir neresi’ dediğimiz elbiseler... Rengârenk, cıvıl cıvıl etekler, bluzlar, takılar, ayakkabılar. Genelde oldukça iddialı görünüyor ve giymek için biraz da cesaret gerektiriyorlar.

Mesela resmî bir kurumda çalışıyorsanız, gönül rahatlığıyla giyemiyorsunuz bu kıyafetleri. Malum kurallar var... Ancak yine de, etnik kıyafetlere tutkunsanız, kolye küpe gibi aksesuarlarla ya da bir şal ile, giymek zorunda olduğunuz kıyafetlerinize renk katabilirsiniz.

İlginç, ve bir o kadar da rahat olan bu giysileri sanıldığından daha fazla sayıda insan tercih ediyor olabilir aslında. ‘Aman canım bunlar genç işi’ diyen teyzeler neredeyse tarih oldu; bazı teyzeler de şalları başörtüsü olarak kullanabiliyorlar mesela. Ya da şık bir davete giden bir kadının üstünde bu mağazalardan alınmış bir elbise görebiliyorsunuz. Yani kısacası her yaştan her kesimden kadın bu ‘efil efil’ aynı zamanda rahat olan kıyafetleri gardroplarında bulunduruyorlar.

ÇOĞU UZAKDOĞUDAN • Giysiler daha çok Nepal, Hindistan Tayland gibi Asya ve Uzakdoğu ülkelerinden getirtiliyor. Hemen dükkân sahiplerine soruyoruz: “Eh, peki ta oralardan bu kadar malı getirmenin maliyeti ne düzeyde oluyor?” Onların cevabı hazır: “Tabi, gümrük vergisi çok tutuyor!” Aslında bu cevap şaşırtmıyor bizi, beklediğimiz cevap bu.

Ancak yine de tatmin olmuyoruz. Çünkü anavatanlarında bu kıyafetler ‘üç beş’ kuruşa mal ediliyor. Ayrıca kimi dükkân sahiplerinin de Nepal’e ya da Hindistan’a giderek bu kıyafetleri yok pahasına satın aldıklarını, sonra da bavullara doldurulup ülkemize getirdiklerini öğrenmiş olduğumuz için, cevapları kafamızdaki soru işaretinin silinmesine yetmiyor.

FİYATLAR EL YAKIYOR • Neyse işin maddi kısmını çok fazla deşmeden, bu renkli mağazalardaki gezintimize devam ediyoruz. Müşterilerle konuştuğumuzda ilk yakındıkları şey ‘yüksek fiyatlar’: “Altı üstü pamuklu bir etek şu gördüğünüz, bu kadar etmez ki” diyor bir lise öğrencisi. Haklı da; ‘turistik’ bir bölgede olmayan dükkânlarda bile etekler 20 YTL’den başlıyor, 100 YTL’ye kadar çıkıyor. Kapalı çarşı civarındakileri siz hesap edin artık...

Daha çok genç nüfusa hitap ettiğini de düşünürsek, harçlıklarının istedikleri kıyafetlere zor yeteceğini tahmin etmek zor değil. Ancak, haklı olarak, mutlaka almak istiyorlar gördükleri o Hint işi bluzu...

RAHATLIK İLK NEDEN • Hanımlar, bu kıyafetleri daha çok rahat oldukları için seçiyor, çünkü kıyafetlerin hemen hepsi pamuklu kumaştan üretiliyor. Bir müşteri “Yıllardan beri tarzım bu benim. Ancak hiçbir zaman baştan aşağı otantik olmadım ben. Hani olur ya şalvar giyeyim, başıma yazma takayım demedim hiç. Genelde otantik bir bluzun altına kot giyiyorum.

Ya da otantik bir eteğin üstüne düz bir bluz. Yani iki tarzı karıştırıyorum. Yine de üstümde hep etnik bir unsur olmuştur, mesela bir kolye, bir yüzük ya da dediğim gibi işlemeli bir bluz” derken bir başka müşteri kıyafetlerin Anadolu kadınının giydiklerine çok benzediğini ifade ediyor ve “kot ve t-shirt giymektense kendi kıyafet kültürümüze yakın şeyler giymeyi tercih ederim.

Zaten bütün iyi değerlerimizi kaybetmeye başladık. Ahlâki değerlerden, komşuluk değerlerinden bahsediyorum... Bari kıyafetlerimizde kültürümüzü taşıyalım” diyor.

Türbanlı bir hanım da “Hep modern olmaya özeniyoruz. Öyle ki modern olumlu bir kelime olmuş. Ama modern toplumlara baktığımızda kimi değerlerini kaybettiklerini ve tekdüze bir hayat sürdüklerini görüyoruz. Etnik kıyafetlerin ardında bir felsefe var. Ben bu nedenle onları tercih ediyorum” yorumunu yapıyor.

HER YAŞTAN MÜDAVİMİ VAR • Orta yaşlı bir teyze de bu tür etnik mağazaların müdavimi olduğunu belirterek “Ben doğma büyüme Konyalı’yım. Bizim kültürümüzde işbölümü var, yardımseverlik var.

Örneğin yapılan işlemelerde genç kızlar duygularını işlerler. Biz de genç kızken böyle yaptık ve kendi diktiğimiz kıyafetleri giydik. Bizim eskiden giydiğimiz kıyafetlerle bunlar çok benzerlik gösteriyor. O yüzden bu kıyafetleri tercih ediyorum” diyor.

Öğretmen olduğunu söyleyen orta yaşlı bir hanım da okula bu tarz kıyafetlerle gitmenin zor olup olmadığını sorduğumuzda, “Okula baştan aşağı etnik kıyafetle gitmem yanlış olur, çünkü mesleğimin bir ciddiyeti var. Ancak mesela siyah klasik kesim bir eteğin üstüne buradan aldığım renkli bir bluz giyebiliyorum. Ya da burada aldığım yüzükleri takabiliyorum. Böylece tarzımı da kendim belirlemiş oluyorum” diyor.

Bu kıyafetlerin hep yazlık olduğunu fark ediyoruz. Eylül ayına girdiğimiz şu günlerde, “bu kıyafetler dolaplara kaldırılmayacak mı” sorusu geçiyor akıllarımızdan. Bir dükkân sahibi; “Asıl kışlık kıyafetlerimiz daha çok satılıyor” diyor.

“Kadifeler, keçeden aksesuarlar, montlar çok rağbet görüyor. Bu yüzden de şu an yazlıkları indirime soktuk” diyerek aydınlatıyor bizi sözümona. Çünkü biz bu açıklamadan sonra fiyatların “indirimli” olduğunu öğrenmenin şokunu yaşıyoruz.

KENDİ KİMLİĞİNİ BULMAK • Müşterilerle konuştuktan sonra anlıyoruz ki, işin sırrı orijinallikte. Bu giysiler hiçbir şeyin taklidi değil; hepsi kendine özgü. Giysilerin anavatanlarında kadınların giydikleri özellikte hepsi. Bir de bizim kültürümüzün bir parçası olan kıyafetlerimize epeyce benziyorlar.

Dükkân sahipleri de bu avantajdan yararlanıyor zaten, zira müşterilere “tuhaf” ya da “yabancı” gelmiyor bu çizgilerin hiç biri. Gayet akıllıca bir yaklaşımla, farklı tarzları kombine ettikleri çizgileri var dükkânların. Örneğin Nepal’in simgelerini barındıran bir elbisenin altına deriden yapılmış el işi bir çarık giyebiliyorsunuz pekâlâ.

Adeta birbirini tamamlıyor bu iki kültür. Bir de işin renk boyutu var tabi. Anadolu kadınını bir düşünün; elbiseleri rengârenktir; ellerindeki kınalar, şalvarları, yazmaları...

BİRAZ ANADOLU BİRAZ UZAKDOĞU
Sabahın köründe düştük yollara. Nereye gidelim de etnik kıyafetleri giyen hanımları bulalım dedik ve İstiklal caddesinin bizim için biçilmiş kaftan olduğuna karar verdik. Ancak biraz erken saatte gitmişiz demek ki, kalabalıklığıyla meşhur İstiklal’de in-cin top oynuyordu. Bırakın etnik kıyafetli birini bulmayı simitçilerden ve işine yetişmeye çalışan esnaftan başka kimse yoktu etrafta. Ancak yılmadık.

Ellerimizde kayıt cihazımız ve fotoğraf makinamızla etrafa bakınmaya başladık. Ve bingo!
Fotoğrafını çekmek istediğimiz ilk ‘etnik kızı’ bulduk. Aslında biz haber ararken haber bizim ayağımıza geldi diyebiliriz. Soluklanmak için oturduğumuz bir cafe’de rastladık Gülsen’e. İlk olarak da neden bu tarz kıyafetleri seçtiğini sorduk genç hanıma. O da bize “Böyle giyinmeyi seviyorum çünkü bizim o tarafın kıyafetlerine benziyor.

Böyle kendimi rahat hissediyorum” dedi. Gülsen, bu topraklarda doğup büyümüş modern bir genç kız. Memleketindeki kadınların kıyafetlerine çok benzediği için, bu kıyafetler içinde kendini huzurlu hissettiğini söyledi bize. Çenesinin üstündeki ‘piercing’i ve gözlerindeki sürmeleriyle sıradanlıktan çok uzaktı Gülsen. Aslında amacı toplumdan farklı olmak değilmiş, ama tekdüzelikten de nefret edermiş ve kendi kimliğini bu tarzda bulduğu için bu kıyafetler içinde rahat ve mutluymuş...

Bir başka etnik giyim tutkunu Didem de bu işin bir felsefesi olduğuna inandığını söyledi bize. Bir yandan da, etnik kıyafetlerin moda olmasından yakındı: “Artık herkes bu tür kıyafetler giyiyor, ardındaki felsefeden haberi olmadan... Örneğin taktığın bir şalın arkasında emek var, göz nuru var. Bu kıyafetlerin hepsi el yapımı.

Bu yüzden artık sıradan hale gelen bu kıyafetlerin ardındaki hikâyeyi bilmeden giyiyor insanlar. Buna biraz kızıyorum” diyor. Bizim buradan anladığımız ise şu: Etnik kıyafetlerin tutkunları herkesin üstünde bu kıyafetleri görmekten biraz sıkılmış.

Amaçlarının sıradanlıktan kaçmak olduğunu söyleyen bu hanımlar ‘etnik kıyafet furyası’nın bir parçası olmak istemiyorlar ve giydikleri her eteğin elbisenin ya da parmaklarına taktıkları yüzüğün özgün bir üretim olarak kendilerini farklı kılan unsurlar olduğunu hissedip yaşamak arzusundalar. Onlara göre her etnik giysinin, takının bir anlamı var ve ancak bunu anlayıp o ürünün değerini bilen insanlar bunları taşımalı. Bizce haklılar! Siz ne dersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder